1. Çevremizi temiz tutalım.
  2. Doğa kirliliğine sebep olmayalım.
  3. Gereksiz sesler çıkarmayalım.
  4. Enerji kaynaklarını iyi kullanalım.
  5. Tutumlu olmayı, israf etmemeyi öğrenelim.
ISTANBUL
DOĞA KİRLİLİĞİ
Doğa kirliliği, çevrenin doğal olmayan bir şekilde insan eliyle bozulmasıdır. Ekosistemi bozmaya yönelik bu eylemler “kirlenme” şeklinde tabir edilir.
Çevre, dünya üzerinde yaşamını sürdüren canlılarının hayatları boyunca ilişkilerini sürdürdüğü dış ortamdır. Diğer bir deyişle çevre, ekosistem olarak tanımlanabilir. Hava, su ve toprak, bu çevrenin fiziksel unsurlarını; insan, hayvan, bitki ve diğer mikroorganizmalar ise biyolojik unsurlarını teşkil etmektedir.
Hava, Su ve Toprak Kavramları
Hava: Yeryüzünü saran, atmosfer tabakasını oluşturan, renksiz, kokusuz ve tatsız gaz karışımıdır.
Hava, insan ve canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir. İnsanın günde yaklaşık olarak 2,5 litre su, 1,5 kg besin, 10-20 m3 havaya ihtiyacı vardır. Canlılar aç ve susuz günlerce yaşayabileceği hâlde nefes almadan birkaç dakikadan fazla duramaz. Bu yüzden doğal bileşimdeki hava, tüm canlılar için zorunlu olan yaşamsal bir haktır. Yeryüzüne yakın yerlerde havanın öz kütlesi artarken yeryüzünden uzaklaştıkça azalır.
Su: Oksijen ve hidrojenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, kokusuz, renksiz ve tatsız maddeye su denir.
Günlük hayatta hem biz insanların hem de ayrımsız tüm canlıların hayati fonksiyonlarını sürdürmelerini sağlayan en önemli, bekli de yegâne içecektir. Su; besinlerin sindirimi, emilim ve hücrelere taşınmasında, hücre, organ ve dokuların düzenli çalışmasında, zararlı maddelerin vücuttan atılmasına, vücut ısısının denetiminde ve daha sayılamayacak kadar çok işlevde bulunur.
Toprak: Üzerinde bitkiler yetişen ve kayaların, taşların parçalanması ve bozunmasıyla meydana gelen yeryüzünün en üst tabakasıdır. Bütün canlılar yaşamaları için doğrudan doğruya veya dolaylı yoldan toprağa bağlıdır.
Hava Kirliliğinin Sebepleri
Türkiye’de hızlı sanayileşme ve şehirleşme hareketleri, Cumhuriyet devrinde kendini daha belirgin olarak hissettirmeye başlamış, bilhassa 1950’lerden sonra sanayileşme, şehirleşme ve hızlı nüfus artışı, köyden şehre göç, çarpık şehirleşme (gecekondulaşma ve plansız şehirleşme) gözle görülür olumsuzluğu beraberinde getirmiştir. Bütün bu zincirleme olayların sonucunda çevrede bozulmalar başlamıştır. Bu bozulma olayı öncelikle kendini havada hissettirmiştir.
Hava kirliliği genel anlamda sanayi kuruluşlarında meydana gelen emisyonların (dumanla çıkan gazlar) yeteri kadar önlem alınmadan atmosfere bırakılması, ulaşım araçlarından kaynaklanan egzoz gazlarının atmosfere verilmesi, çeşitli endüstri tesisleri ve konutlarda yakılan özellikle fosil yakıtlardan ortaya çıkan partikül (toz, zerrecik), duman, is, kükürt, azot oksitleri ve hidrokarbonlardan oluşmaktadır.
Ayrıca kapalı mekânlarda içilen sigara, puro ve nargile gibi zararlı maddelerin dumanı, tarlalardaki anızların (bitki saplarının) yakılması ve keyfî olarak yakılan atıkların dumanı da hava kirliğine sebep olmaktadır.
Şehirleşme ve Konutların Isıtılması
Havayı kirleten en önemli olay, bireylerin ısınmasını sağlayan yanmadır. Fosil yakıt olarak tanınan petrol, gaz ve kömürün yakılması sırasında çıkan gazlar hava kirlenmesinin önemli sebeplerinden biridir. Hele bu yanma işi usulüne göre yapılmazsa kirletici gazlar ortama daha çok çıkmakta ve daha zararlı olmaktadır. Bilhassa enerji elde etmek, konutları ısıtmak, motorlu araçları hareket ettirmek gibi modern hayatın gereği olan faaliyetlerde görülen suni yanma olayları yanında doğal olaylar sonucu oluşan yangınlarla da hava kirliliği yaşanmaktadır.
Yurdumuzda daha önceki yıllarda başta Ankara’da sonra İstanbul, İzmir, Bursa, Konya, Kayseri, Erzurum, Diyarbakır, Eskişehir gibi birçok şehrimizde görülen hava kirliliğinin en önemli sebebi, fosil yakıt kullanımıydı. Son yıllarda doğal gazın ülkemizde yaygın olarak kullanılması hava kirliliğine önemli ölçüde çözüm yolu olmuştur.
Yerleşim birimlerinde km²ye düşen insan sayısı, nüfus yoğunluğu olarak belirtilir. Belli bir kapasiteye hizmet götürebilen ve doğal kaynakları sınırlı olan bir yerde nüfus hızla artar ve yoğunlaşıp kapasiteyi zorlar. Bölüşme ve tüketim artacağından aşırı nüfus, hava kirlenmesinin de sebebi olarak görülmektedir.
Hızla artan nüfus, artan konut ve daha çok yakıt, daha çok kirlenme diye belirtilir. Bunun yanında nüfusun belirli noktalarda aşırı yığılması bu kirlenme olayını daha da artırmaktadır. Bir yerleşim merkezinin yüzey şekilleri, arazinin yapısı, verimliliği, yeşil alanların genişliği, doğal hayatın korunması orada olabilecek hava kirliliğini azaltır veya engeller.
Endüstrileşme
Sosyal ve ekonomik sebeplerle şehir nüfusunun hızlı artışı; hızlı sanayileşmeyi, plansız ve düzensiz gelişmeleri de beraberinde getirmektedir. Hızla artan çok katlı betonarme binalar, plansız yapılaşma, yeşil alanların azlığı, mevcut alanların da imara açılması, bina ve fabrika yapımında bilinçsiz yer seçimi gibi problemler ve bunların getirdiği diğer sıkıntılar insanlığın ortak sorunu hâlini almıştır.
Kalkınma, sanayileşme ile özdeşleştiğine göre sanayileşme kaçınılmaz bir hedef olmuştur. Ancak sanayileşmenin de çevre problemlerine yol açtığı görülmüştür.
Fabrikaların kuruluş yerlerinin yanlış seçimi, geri teknolojilerin kullanılması, baca gazlarının arıtılmadan atmosfere bırakılması gibi sebepler havanın kirlenmesini artırmıştır.
Motorlu Taşıtlar
Gerek içten gerekse dıştan yanmalı motorlarda kullanılan benzin ve mazot (motorin) gibi yakıtlar da motorda yandıktan sonra egzozlardan dışarı atık gazlar olarak çıkmaktadır.
Hidrokarbonlar (HC): Yakıtın iyi yanmaması ve depo dolum sırasında ortaya çıkabilir. Kanserojen etkiye sahiptir.
Karbonmonoksitler (CO): Yakıtın eksik yanması sonucu ortaya çıkar, renksiz, kokusuz ve tatsız olup havada %0 3 oranında öldürücüdür. Benzinli araçlar rölantide veya kapalı ortamda ortaya karbonmonoksit çıkarır. Atmosferde kendiliğinden karbondiokside dönüşür.
Azot oksitler (NOX): Renksiz, kokusuz ve tatsız olup motordaki yüksek sıcaklık nedeniyle ortaya çıkar. Havada azot dioksite dönüşür. Azot dioksitin akciğeri tahrip eden kan yapısını bozucu etkileri bulunmaktadır.
Kurşun oksitler (PbOX): Benzinli araçların egzozundan çıkar. Fazlası vücutta birikir. Kan, beyin, sinir ve akciğerlere zarar verir.
Kükürt dioksit (SO2): Yakıt içindeki kükürt yanarken SO2ye dönüşür. Bu SO2 de su buharı ile birleşir. Sülfürik asit ve kükürt bileşikleri insan ve çevreye oldukça zararlıdır.
Atmosferik Özellikler
Atmosferik olaylar da hava kirliliğini büyük ölçüde etkileyen unsurlardan biridir.
Havayı kirletici unsurların kaynağından çıktıktan sonra atmosfere karışarak dağılması veya havada asılı olarak kalması meteorolojik olaylarla doğrudan ve çok yakından ilgilidir.
Bu meteorolojik olaylar sıcaklık, sis, inverziyon, rüzgâr, nem, yağış ve basınç faktörleridir. Ayrıca topoğrafik özellikler de kirlenmeyi artıran ya da azaltan özellikleriyle dikkat çeker.
Hava Kirliliğinin İnsan ve Çevreye Etkileri
İnsan Sağlığına Etkileri
Kullandığımız yakıtlardan kül ve zehirli gaz gibi atıklar açığa çıkar. Baca ve egzozlardan çıkan zehirli gazların birleşmesi sonucu asit yağmurları oluşur. Asit yağmurları temas ettiği bitki örtüsünün yok olmasına, insanlarda deri ve akciğer hastalıklarına neden olur. Çevre kirliliğini azaltmak için yüksek kalorili, kül ve zehirli gaz çıkışı az olan yakıtlar (doğal gaz, taş kömürü) kullanılmalıdır.
Hava kirliliğinin insan sağlığına etkisi, öksürük ve bronşitten tutun da kalp hastalığı ve akciğer kanserine kadar değişmektedir. Kirliliğin olumsuz etkileri sağlıklı kişilerde bile gözlenmekle birlikte bazı duyarlı gruplar daha kolay etkilenmekte ve daha ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu gruplardan biri yaşlılardır. Fizyolojik kapasitesi ve fizyolojik savunma mekanizması fonksiyonlarındaki azalma, kronik hastalıklardaki artma nedeniyle yaşlılar normal popülasyondan daha duyarlıdır. Küçük çocuklar savunma mekanizması gelişiminin tamamlanmaması, vücut kitle birimi başına daha yüksek ventilasyon hızları ve dış ortamla çok sık temas nedeniyle daha fazla riske sahiptir. Hava yolunda daralmaya yol açan hastalıklar da kirleticilere duyarlılığı artırmaktadır. Kirlilik arttıkça astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalıkları (KOAH) gibi hastalıkların alevlenmelerinde artış olduğu görülmüştür. Kalabalık yaşam, yetersiz sanitasyon, beslenme yetersizliği gibi düşük yaşam standartları da duyarlılığı etkileyen faktörlerdendir.
Uluslararası “Kyoto Protokolü” sera etkisi yaratan gazların salınımlarını (emisyon) kısmak üzere sanayileşmiş ülkelere çeşitli hedefler belirleyen uluslararası bir anlaşmadır.
Sera etkisi yaratan gazlar, kısmi de olsa küresel ısınmanın yani küresel ısının yeryüzündeki hayatı tehdit edecek derecede artmasının nedenleri arasında gösteriliyor. Ancak protokolde ABD, Çin ve Hindistan gibi atmosferi en çok kirleten ülkelerin imzası bulunmamaktadır.
Doha Konferansı'nda ayrıca 2015 yılında tüm ülkeleri kapsayan ve Kyoto Protokolü'nün yerini alacak daha geniş çaplı bir antlaşma benimsenmesi planı üzerinde de çalışmalar yapılmaktadır.